17 Şubat 2018 Cumartesi

EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR VAHŞET!.. "4.5 yaşındaki çocuğuna cinsel istismarda bulunan baba (!?) serbest!.." Bu lânetli mahlûku serbest bırakan ve iğrenç suça ortak olanların Allah (cc) belâsını versin. Kahrolsunlar inşallah

Çocuğuna cinsel istismarda bulunan baba serbest!..
Eşine ve 4.5 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunan, başka bir kadına da cinsel saldırı suçundan 2 yıl 10 ay mahkumiyeti olan (namus, şeref ve haysiyet düşmanı, insanlık dışı yaratık) şahıs serbest bırakıldı.
İNANILIR GİBİ DEĞİL!..
Antalya'nın Manavgat ilçesinde eşine sistematik ve sürekli bir şekilde işkence ve tecavüz eden, ayrıca da (Allah'tan korkmadan, insafsızca, merhametsizce, tam bir alçaklık, insanlık düşmanlığı, vahşet, dalâlet ve hainlikle kullardan utanmadan, tam bir canilik ve hayasızlıkla) 4.5 yaşındaki masum, müsemma ve korumasız öz kızına cinsel istismarda bulunan şahıs (muhtemelen bir takım insanlık düşmanı echelü cühela tarafından olsa gerek) serbest bırakıldı. Şahsın daha önceden de başka bir kadına cinsel saldırı suçundan 2 yıl 10 ay mahkumiyeti olduğu öğrenildi. Hürriyet'ten Ayşe Arman, kadın örgütleri tarafından kendisine iletilen aile içi cinsel istismar vakasını köşesine taşıdı. Manavgat'ta meydana gelen olayda, kanser hastası kadın eşi tarafından sistematik şekilde işkenceye ve cinsel istismara maruz bırakıldı. Son bir buçuk yıldır ise, kadın kemoterapi görmeye devam ettiği sırada hastanede ya da baygın halde evde yatarken 4.5 yaşındaki kızının babası tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığı ortaya çıktı. Serbest bırakılan babanın ayrıca başka bir kadına cinsel saldırı suçundan 2 yıl 10 ay mahkumiyeti olduğu öğrenildi. Anne ve kız çocuğunun avukatlığını üstlenen Umut Çiftçi, çocuğun arka kuyruk sokumunda basit tıbbi müdahaleyle giderilmeyecek derecede bir ekimoz tespit edildiğini ancak şahsın rapora rağmen serbest bırakıldığını belirtti. 4. evre kolon kanseri kadının tedavi sırasında da eşinin tecavüzüne maruz kaldığını ve sürekli kanama geçirdiğini belirten Çiftçi, istismarın kanserin ilerlemesine sebep olmuş olabileceğini de aktardı.
Avukat Umut Çiftçi, hasta anne ve korumasız, masum kız çocuğunun maruz bırakıldığı vahşet ve istismarı şöyle anlattı:
"Kadının çekmediği kalmamış. Dayak, şiddet, birçok defa koruma kanununa göre tedbire başvurulmuş. Sonunda kadın kanser oluyor. Kemoterapi aldığı zaman, ya hastanede yatması gerekiyor ya da ilaçların etkisiyle bir hafta filan kendine gelemiyor. Bu sıralarda adam, çocuğu, gezdirme, lunaparka götürme bahanesiyle bulduğu her yerde çok kötü bir şekilde cinsel istismarda bulunuyor. Bazen, kadın baygın halde yatarken, gece evde de istismar ediyormuş. Çocuk, çoğunlukla üstü başı dağınık halde geliyor. Anne, 'Sen bu çocuğa bir şey mi yapıyorsun?' diyor. Adam inkar ediyor tabii. Ama sonra çocuk, yemeden içmeden kesiliyor. Sonra tuvaletini tutamamaya başlıyor. O zaman anne şüpheleniyor. Bir de yaraları görünce iyice emin oluyor."
'KARAKOL SUÇU ÖRTBAS EDİYOR' HANGİ HAK; HANGİ YETKİ, HANGİ CÜR'ET VE CESARETLE...
Geçen eylül ayında Antalya Serik'teki karakola şikayette bulunan kadının kolluk kuvvetleri tarafından "iftira atma" denilerek suçu örtbas etmeye çalıştıklarını belirten Çiftçi, açıklamalarına şöyle devam etti: "Geçtiğimiz eylül ayında, Serik’te, karakola şikâyetçi oluyor. O dönem Manavgat’a yarım saat uzaklıkta Serik’te yaşıyorlar. Sonra Manavagat’a taşındılar. Serik’te çocuğun ifadesi de alınıyor. Ama oradaki kolluk kuvvetleri herhalde adamı tanıyorlar ki sürekli kadına baskı yapıyorlar. 'İftira atma! İftira atmak suçtur! Barışın kocanla. Çocuğu o, sevmiştir onu, senin düşündüğün gibi bir şey yoktur...' diye diye ciddi bir suçu örtbas etme yoluna gitmişler. Hatta kadın şikâyetçi olduğu halde, 'Şikâyetçi değil!' gibi yazmışlar, sonradan şikâyetçidir demişler. Çocuk korkunç şeyler anlatıyor. Gerçekten insanın kanı donar."
"NEDEN VE NİÇİN?.." HALÂ SERBEST!
Cinsel istismarcı babanın rapora ve ifadelere rağmen serbest bırakıldığını belirten Çiftçi, "Serik’te Çocuk İzleme Merkezi yok, pedagog yok, bir şey yok. Antalya’ya yollanmış. Orada da devlet hastanesinde üstünkörü bir rapor vermişler. Anneyi dinlememişler, hatta hiç dinlemek istememişler. İki rapor var. Birinde 'Kuyruksokumunda basit tıbbi müdahale ile giderilmeyecek bir ekimoz tespit edilmiştir' deniyor. Ama çocuk psikiyatri uzmanı, çocuğun annesi etkisinde kaldığını belirtmiş. O kadar manasız ve tuhaf bir rapor ki, o rapora binaen de itiraz edilmiş. Adam, tutuklandığı halde salıverilmiş. Oysa çocuğun detaylı ifadeleri var, 'Babam şöyle yaptı, böyle yaptı' diye anlatıyor. Buna rağmen salıveriliyor. Anne hakkında, 'Kadın, kemoterapi gördüğü için kendinde değil, halüsinasyon görüyor' gibi şeyler yazılmış. Oysa kadın gayet kendinde biri. 'Mental kısıtı var' ve 'Ruhsal bozukluğu var' denmiş, oysa öyle bir şey yok. Zaten anneyle konuşmamış bile doktor. Onu muayene etmeden, görmeden nasıl böyle bir karar verebilir ki? Çocuk da minicik bir şey. Şu anda hâlâ altına kaçırıyor, elimizden geldiğince rehabilite etmeye çalışıyoruz" diye konuştu. Avukat Çiftçi ayrıca, kadın örgütleri olarak davaya dahil olduklarını belirtmelerinin ardından savcının dava açmayı kabul ettiğini ancak "Tamam açacağım dava ama çok da delil yok ortada!” dediğini aktardı.
ÖZEL BÜRO NOTU: 
ŞİMDİ HABERİ OKUMADAN ÖNCE BU MESAJI TBMM MİLLETVEKİLLERİNE DE GÖNDERİYORUZ OKUMALARI İÇİN. 550 VEKİLE BİRDEN. BİR UYARI YAPMAMIZ GEREKİYOR. AŞAĞIDA, SÖZDE BABA SIFATI TAŞIYAN BİR ZAVALLI MAHLÛKUN ÖZ KIZINA VE KARISINA NELER YAPTIĞINI OKUYACAKSINIZ. VE BU ADAM BÖLGE KARAKOLUNDAKİ POLİSLERLE ARASI İYİ DİYE SERBESTÇE DIŞARIDA DOLAŞIYOR. BURADAN VEKİLLERİ UYARIYORUZ. EĞER BU ADAM İVEDİ BİR ŞEKİLDE TUTUKLANIP EN AĞIR CEZAYA ÇARPTIRILMAZSA ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU OLARAK BU ADAMIN VE BU ADAMI SERBESTÇE DOLAŞTIRANLARIN PEŞİNE DÜŞECEĞİZ VE HAKETTİKLERİ CEZAYI VERECEĞİZ. BU KADARI OLMAZ ARTIK. TÜRKİYEDE BY LOCK KULLANIYOR DİYİP ÖNÜNÜZE GELENE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET VERECEKSİNİZ, 4,5 YAŞINDAKİ ÇOCUĞA TECAVÜZ EDEN BABA SERBESTÇE DOLAŞACAK. BU ÜLKEDE KANTARIN TERAZİSİ YOK MU BE KARDEŞİM. BU ADAM ÇİN DE, İRAN DA YAŞASA ÖNCE BİR GÜZEL İĞDİŞ EDER SONRA DA ASARLAR. BU GİBİ TUHAF KARARLAR HALKIN ADALETE GÜVENSİZLİK DUYMASINA NEDEN OLUYOR. MİLLETVEKİLİ OLARAK BU KONUNUN TAKİPÇİSİ OLUN BİR ZAHMET.
Olmazsanız, Allah topunuzun belâsını versin ! 
Böyle baba olmaz olsun !!! Manavgat'ta öz baba 4.5 yaşındaki öz kızına…Off!
Duyduğum en iğrenç, en korkunç vakalardan biri bugün okuyacağınız. Türkiye’nin her yerindeki kadın örgütlerinden cinsel istismar davaları geliyor bana. Avukatlar, sivil toplum örgütleri arayıp haberdar ediyorlar. Bu sefer ki Manavgat’tan. Duyunca karnıma kramplar girdi. Bu seferki, aile içi cinsel istismar. Böyle babalar olmaz olsun! Gebersinler! Aşağılık mahluk, eşine yıllarca zaten eziyet ediyor. Sapık cinsel isteklerini kabul etmezse, zorla yapıyor. O kadar ki kadın sonunda hastalanıyor. Kolon kanseri tedavisi görürken de onu bir takım iğrenç şeylere zorlaması hastalığını tetikliyor. Zaten daha önceden de başka bir kadına, ırza tasaddi suçundan 2 yıl 10 ay mahkumiyeti var.
Bitmedi! 
Son bir buçuk yıldır da, eşi kemoterapi görürken, kadın hastanedeyken ya da baygın halde evde yatarken, 4.5 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunuyor. Allah boylarını devirsin böyle adamların! Yemin ediyorum yazacak bir şey bulamıyorum. Çocuk, tuvaletini tutamaz hale geliyor, çocuğun kuyruksokumunda basit tıbbi müdahaleyle giderilmeyecek derece bir ekimoz olduğu tespit edilmiş durumda. Ve bu iğrenç, pespaye, aşağılık sapık hâlâ serbest! El birliğiyle bu adamın hak ettiği cezayı alması için uğraşalım. Bugün bu meseleyi Avukat Umut Çiftçi’yle konuştuk... Umut Çiftçi: Duyduğum en iğrenç cinsel suçlardan biri! Resmen sapıklık! Manavgat Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurumu Başkanı olarak nasıl bir insanlık dışı olay bu yaşanan, anlatır mısınız? Anne, 4. evre kolon kanseri. O, kemoterapideyken ya da kemoterapinin etkisiyle evde baygın yatarken, baba, öz kızına cinsel istismarda bulunuyor. 1.5 yıl boyunca devam ediyor. Çocuğun, arka kuyruk sokumunda basit tıbbi müdahaleyle giderilmeyecek derecede bir ekimoz olduğu tespit edilmiş durumda. Sizin nasıl haberiniz oldu? Anne, adliyede bize ulaştı. Biz de gönüllü kadın avukatlar olarak ona her şekilde yardım edeceğimizi söyledik. Perişan hâldelerdi anne-kız. Ev tutuldu, baştan aşağı döşedik. Çocuğu rehabilite etmek için psikologlarla görüştük. Ama ne yapsak yaşadıkları travmayı aşmaları zor. Sürekli koruma kararları alıyoruz adam yaklaşamasın diye...
TECAVÜZ KANSERİ TETİKLEMİŞ
Ben doğru mu anlıyorum... Anne, 4. evre kanser hastası. Kanserine de, bu Allah’ın belası adamın tecavüzleri mi yol açıyor? Kanserini tetiklemiş. Çünkü tedavi sırasında da eşinin tecavüzüne maruz kalıyormuş, sürekli kanama geçiriyormuş. Söylenen: “Maruz kaldığı aile içi tecavüzler, kolon kanserinin ilerlemesine sebep olmuş olabilir...” Bu nasıl bir sapıklıktır... Adamın zaten uç boyutta cinsel istekleri varmış. Kadının çekmediği kalmamış. Dayak, şiddet, bir çok defa koruma kanununa göre tedbire başvurulmuş. Sonunda kadın kanser oluyor. Kemoterapi aldığı zaman, ya hastanede yatması gerekiyor ya da ilaçların etkisiyle bir hafta filan kendine gelemiyor. Bu sıralarda adam, çocuğu, gezdirme, lunaparka götürme bahanesiyle bulduğu her yerde çok kötü bir şekilde cinsel istismarda bulunuyor. Bazen, kadın baygın halde yatarken, gece evde de istismar ediyormuş... Anne nasıl anlıyor? Çocuk, çoğunlukla üstü başı dağınık halde geliyormuş. “Sen bu çocuğa bir şey mi yapıyorsun?” demiş. Adam inkar etmiş tabii. Ama sonra çocuk, yemeden içmeden kesiliyor. Sonra tuvaletini tutamamaya başlıyor. O zaman anne şüpheleniyor. Bir de yaraları görünce iyice emin oluyor... Sonra ne oluyor? Geçtiğimiz eylül ayında, Serik’te, karakola şikâyetçi oluyor. O dönem Manavgat’a yarım saat uzaklıkta Serik’te yaşıyorlar. Sonra Manavagat’a taşındılar. Serik’te çocuğun ifadesi de alınıyor. Ama oradaki kolluk kuvvetleri herhalde adamı tanıyorlar ki sürekli kadına baskı yapıyorlar. “İftira atma! İftira atmak suçtur! Barışın kocanla. Çocuğu o, sevmiştir onu, senin düşündüğün gibi bir şey yoktur...” diye diye ciddi bir suçu örtbas etme yoluna gitmişler. Hatta kadın şikâyetçi olduğu halde, “Şikâyetçi değil!” gibi yazmışlar, sonradan şikâyetçidir demişler. Çocuk korkunç şeyler anlatıyor. Gerçekten insanın kanı donar.
Peki nasıl olur da bu adam, bu aşağılık yaratık tutuklu değil...
İşte söylediğim nedenlerden dolayı. Serik’te Çocuk İzleme Merkezi yok, pedagog yok, bir şey yok. Antalya’ya yollanmış. Orada da devlet hastanesinde üstünkörü bir rapor vermişler. Anneyi dinlememişler, hatta hiç dinlemek istememişler. İki rapor var. Birinde “Kuyruksokumunda basit tıbbi müdahale ile giderilmeyecek bir ekimoz tespit edilmiştir" deniyor. Ama çocuk psikiyatri uzmanı, çocuğun annesi etkisinde kaldığını belirtmiş. O kadar manasız ve tuhaf bir rapor ki, o rapora binaen de itiraz edilmiş. Adam, tutuklandığı halde salıverilmiş. Oysa çocuğun detaylı ifadeleri var, “Babam şöyle yaptı, böyle yaptı” diye anlatıyor. Buna rağmen salıveriliyor.
6 YAŞINDA ÇOCUK NASIL UYDURSUN
İnanılır gibi değil... Nasıl olur? Oluyor Ayşe Hanım! Pek çok benzer vaka var elimizde. Bu size anlattığım anne-kız olayında, anne hakkında, “Kadın, kemoterapi gördüğü için kendinde değil, halüsinasyon görüyor” gibi şeyler yazılmış. Oysa kadın gayet kendinde biri. “Mental kısıtı var” ve “Ruhsal bozukluğu var” denmiş, oysa öyle bir şey yok. Zaten anneyle konuşmamış bile doktor. Onu muayene etmeden, görmeden nasıl böyle bir karar verebilir ki? Çocuk da minicik bir şey. Şu anda hâlâ altına kaçırıyor, elimizden geldiğince rehabilite etmeye çalışıyoruz...
Türk Ceza Kanunu’nda bu suçun karşılığı ne?
Mutlaka tutuklanırdı. Zaten ilk başta tutuklanmış. Ama raporlarda netlik olmaması lehine yorumlanmış. O yüzden salıverilmiş. Ortada 6 yaşında bir çocuk var, asla bilmemesi gereken ayrıntıları anlatabilen bir çocuk. Bütün bunları nasıl uydursun? Feci şeyler anlatıyor çocuk. İki kadının da hayatını kaydırdı... Nasıl bu lânetli pisliğe hak ettiği ceza verilmiyor? Biz de verilmesi için uğraşıyoruz. İfadeler, o gün o kadar kötü alınmış ki, olan biten gerçek bir şekilde yazılsa, sonuç çok farklı olurdu. Savcı Bey’e, kadın hakları olarak, dosyaya dâhil olduğumuzu anlatınca ve işin vahametinden söz edince, “Tamam açacağım dava ama çok da delil yok ortada!” gibi bir şeyler söyledi. Moralimizi bozmadan, hep birlikte bu anne-kıza destek olacağız. Siz de lütfen desteklerinizi esirgemeyin...

14 Şubat 2018 Çarşamba

Bu iddialar çok vahim; İnsanlık dışı, korkunç ve "eğer gerçekse" insanlık ve ülkemiz adına utanç vericidir. İddialar mutlaka ciddi biçimde araştırılmalı ve gerçek kamuoyuna açıklanıp "KAMU VİCDANI" müsterih kılınmalıdır!..

‘Üçüncü havalimanı (İstanbul) inşaatında 400 işçi öldü, torbayla gömdüler!’
3. havalimanı işçileri, kendilerine acele edin baskısı yapıldığını, güvenlik için hiçbir önlem alınmadığını anlatıyor. “Zincirlikuyu’da ölüler tabutla yollanıyor, burada ceset torbalarıyla” diyen işçilere göre ölümler ailelere para verilerek gizleniyor.
Doğa tahribatı nedeniyle çevrecilerin ve bilim insanlarının tepkisini çeken 3. havalimanı inşaatında iş güvenliği açısından da skandallar yaşanıyor. Kayıtlı 31 bin kişinin çalıştığı inşaatta şimdiye kadar onlarca işçinin yaşamını yitirdiği iddia ediliyor. Çalışanlar, şantiyeyi “mezarlık” olarak tanımlıyor. İşçiler kendilerine “acele edin” baskısı yapıldığını, iş güvenliği için hiçbir önlem alınmadığını anlatıyor. “Zincirlikuyu’da ölüler tabutla uğurlanıyor, burada ceset torbalarıyla” diyen işçilere göre ölüm olayları ailelere para verilerek gizleniyor. Şantiyede çok sayıda yabancı işçi de çalışıyor…
Cumhuriyet’ten Mehmet Kızmaz’ın haberi şöyle…
C., hafriyat kamyonu şoförü. 59 yasında ve 6 çocuk babası. İnşaatı başladığından beri, İstanbul Uluslararası 3. havalimanı şantiyesinde fiilen çalışıyor. Her gün aynı saatte, düzenli olarak şantiyeye gidiyor ve kamyonunu yüklüyor. Bu işi çocuklarının geleceği için mecburen yaptığını söylüyor: “Bir yandan çocuklarımın geleceği için para kazanıyorum, bir yandan da onların geleceğini yok ediyorum” diyor. Havalimanı inşaatını ‘işçi mezarlığı’ olarak nitelendiriyor. Bugüne kadar 400 işçinin öldüğünü, Anadolu’dan gelen işçilerin ailelerinin ise para verilerek susturulduğunu dile getiriyor.
15 Şubat 2018-Perşembe Tarihli EVRENSEL Gazetesi, Manşet
ÇIPLAK ARAZİ…
C. ile sabah erken saatlerde yola koyuluyoruz. Mesai akşama kadar sürecek. Yolumuz uzun. İstanbul’un beton şehre dönüşümünü seyrede seyrede ilerliyoruz. 3. havalimanı inşaat alanına girince irkiliyorum. Ormanlık alanlarından geriye çırılçıplak bir arazi kalmış. Bir kaç cılız ağaç, kurumuş çimenler ve otlar… Bölgenin 5 yıl önceki halinden eser yok. Şaşkınlıkla etrafa bakınırken, C’nin sözleriyle gerçek dünyaya dönüyorum. “3. havalimanı adı altında hazine arazisini yandaşa, akrabaya peşkeş çekip istimlak ediyorlar. Arazilere el koyuyorlar. Bir keresinde bir görevli bana, ‘hafriyatın döküleceği yeri seç, iletişimde olduğum bir miletvekili aracılığıyla sana ayarlarım’ dedi” diyor.
80 TONLA EZİLDİ
Üzüntülü ses tonuyla anlatmaya devam ediyor: “Geçen gözlerimin önünde Ordulu bir formen (ekip başı), şoförü Vietnamlı olan ve 3 çeker dediğimiz yüksek tonajlı, sadece yükü 80 ton olan aracın altında kaldı. Bu olayı özellikle takip ettim. Hiçbir gazetede, televizyon kanalında ya da sosyal medyada yer almadı. Başka bir örnek vereyim, metronun yapımında kullanılan büyük taşlar taşınırken halat koptu. Her biri 3.5 ton olan 3 taş, çocuk yaşta olan iki işçinin üstüne düştü. Basında bu ölümün haberini de duymadım. Hatta ambulans dahi gelmedi ve çocukları özel arabayla götürdüler. Havalimanı yapımında şu ana kadar 400 işçinin öldüğünden bahsediliyor.”
ŞANTİYE MEZARLIĞI
C’nin söylediklerine göre Zincirlikuyu’dan sonra İstanbul’un en büyük mezarlığı burası diye düşünüyorum. Tek bir fark var: Zincirlikuyu’da insanlar tabutla uğurlanıyor, buradan cenaze torbalarıyla. Ölen işçileri kimse bilmiyor, duymuyor. C’ye göre ölen işçinin ailesine sus payı 400 bin TL gibi bir para veriliyor. C., trajik durumu şöyle tarif ediyor: “O işçi 400 yıl yaşasa ve çalışsa o parayı yanyana göremez. Ve insanlarımızın inancı, ‘Kader. Ölenle ölünmez.’ Aile bir yerde o parayı almaya mecbur oluyor. Birileri kazanıyorken birilerinin hayatı da işte böyle zindan oluyor.”
TONAJ HESABI GÖRMEDİK
Kamyonlar, dakikada bir hafriyat yüküyle dolduruluyor. Yükü denetleyen yok. Özel güvenlikçiler, formene çay getirmekle meşgul. Hafriyatların tonaj hesabının belediyenin kantarıyla yapılması gerekiyor. Fiş alınması için. Bu işin sorumluluğu ise belediye yetkilisine ait. Ancak, orda bulunduğumuz süre boyunca yükümlülüklerin hiçbirine denk gelmiyoruz. Kulübedeki bir güvenlikçi, kamyonlardan parayı alıyor o kadar. Hiçbir ölçüm yapılmadan verilen para ise 30- 100 TL arasında değişiyor. O paradan devletin kasasına gelir yazılıyor mu bilinmiyor. Zabıtalar ise sabah geliyor, akşama kadar çayını içip gidiyor. Alanda tonajlı yüzlerce araç çalışıyor. C’nin anlatımlarına göre bir tane aracın muayenesi yok. Öz – Trans adında, özel araç muane istasyonu var. Şirketin yaptığı iş ise kâğıt üzerine, ‘bu plakalı araç muayeneye gitti’ notu düşmek. Araç muayeneye gitmese de hazırlanan evrakta aynı bilgi notu yer alıyor. Freni tutmayan araçlar bile yollara çıkıyor. Geceleri, araçların arka lambalarının hiçbiri yanmıyor. Sık sık kaza oluyor. Araçlar köylüler için de tehlike saçıyor.
ŞOFÖR MAKİNE OLMUŞ
Orkun Group, 3. havalimanı projesinde hafriyat işleri yapan şirketlerden biri. Akpınar Mahallesi’ne özel yaşam alanı kurmuşlar. Camileri ve hayvanat bahçeleri bile var. Şirket yöneticileri helikopterle buraya gelip gidiyorlar. Yol üstünde duran otobüslerine rastlıyoruz. C., “Normal bir yurttaşın otobüsü olsaydı çoktan çekilmiş, ceza verilmiş olacaktı. Günlerdir orada. O araç yüzünden kaç kez başka araçlarla kafa kafaya gelip, ölümle burun buruna geldim” diyor. C., hafriyatın ise Akpınar köyünün merasına döküldüğünü dile getirerek şöyle devam ediyor: “Üç gün önce sabah işe geldim. Bakan bir tanıdığı olduğunu söyleyen yani sırtı kalın firma sahibinin şoförü, jandarma görüyor olmasına rağmen, balık sırtı dediğimiz, gereğinden fazla yük yüklemiş. Bir yandan elinde telefon, konuşuyor. Beni solladıktan sonra sürücüsü kadın olan bir araca vurdu. Aracı önüne alarak sürükledi ama durmadı. Hissetmiyor çünkü, makine gibi. Kadın araçtan inemedi, ben aşağı indiğimde kadın başını direksiyona koymuş ağlıyor. Sabah 7’de uyku sersemliğiyle işe giden kadına kocaman bir tır çarpıyor. O kadının psikolojisi şu an kim bilir nasıldır. O soför 7/24 sefer hesabıyla çalıştırıldığı için durmuyor. Anadolu’nun ücra bir köşesinde ailesine birkaç kuruş göndermek için gurbete gelmiş bir insana, ‘maaşınız 1.500 TL ve günlük ortalama 6 sefer yapacaksınız, onun dışında yapacağınız her sefer başına 10 TL alırsınız’ diyince şoför de fazla sefer yapayım diyerek resmen ölüme gidiyor. Fazla kazanayım derken hızlanıyor, acele ediyor. Normalde 8 saat çalışılması gerekiyorken, 12 saat çalıştırılıyorlar. Burada işçinin değeri sıfır.”
ŞANTİYE DIŞARIYA KAPALI
İnşaat İşçileri Sendikası (İNŞAATİŞ) Örgütlenme Sekreteri Yunus Özgür de 3. havalimanında çalışan üyelerden gelen bilgilere göre haftada en az üç-dört işçinin iş cinayetine kurban gittiğini söylüyor. Özgür, “İşçi ölümleri normalde zaten gizleniyor. 3. havalimanı gibi dışarıya tamamen kapalı bir yerde kesin bilgiye ulaşmak çok zor” diyor.
‘KAMYON TERÖRÜ VAR’
Televizyonlarda ‘kamyon terörü’ diye geçen haberler geliyor aklıma. İnsan ister istemez düşünüyor. Burada devlet ve iş sahibi, kamyona fazla yük yükletiyor, işçiyi fazla çalıştırıyor, acele ettiriliyor, baskı altında tutuyor. Jandarmaya, polise, burada çalışan arabalara ceza yazmayın dedikleri ifade ediliyor. Araçta KKC’yi (Kolin, Kalyon, Cengiz) görmeleri yeterli oluyor. Ne muayenesine, ne sigortasına, ne de şoförün ehliyetine bakılıyor. Kaza geliyorum diyor. Böylece burada ‘devletin kamyon terörü’ oluşuyor. Milete ana avrat küfür eden Cengiz, burada tonlarca para kazanıyor. ‘Cengiz Holding’e çalışıyorum’ dedin mi iş bitiyor.
İŞÇİ Mİ, KÖLE Mİ?
Havalimanında kayıtlı 31 bin işçi çalışıyor. Bunun içinde Vietnam ve Almanya’dan getirilenler de var. İşçiler köle muamelesi görüyor, sosyal aktiviteleri de yok. Yemakhanelerde doğru düzgün bir yemek dahi yok. Banyoları koku içinde. C., “Hayvan bağlasanız burada yatmaz. Ama Almanyadan gelen işçi burada ki işçilerin içinde yemek yemiyor, kendi yemeğini, yatma yerini, konteynırını tır’la kendi ülkesinden getirtiriyor. Vietnamlı işçilerin de yövmiyeleri dolarla. Buradaki aynı işi yapan işçilerden daha fazla. Kesin olmamakla birlikte 2.500 dolardan bahsediliyor, bununla birlikte sigortaları da yüksek primle yatırılıyor. Ama Türkiye yurttaşı işçiye sözleşmeyi asgari ücretten imzalatıyorlar. Ama işçi 12 saat çalıştırılıyor. Üstünü elden vereceğiz diyorlar. Vermeseler de işçi hiçbir hak talebinde bulunamıyor. Artık o paranın verilip verilmemesi patronun vicdanına kalmış. Bir keresinde, Batman’dan gelen duvarcılar çalıştılar ama o işçilerin parasını patronlar vermeyip yedi” diyor. Ekmek parası için geldikleri inşaattan cenaze torbalarıyla ayrılan işçilerin ailelerine ‘‘sus payı’’ verildiği de kamyon şoförünün verdiği bilgiler arasında.
RANT, BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL
Kamyon yok edilmiş ormanlık alanında dolandıkça ağaçların yerine dikilecek AVM’leri, apartmanları görüyor gibiyim. C., “Şimdi Yeşilköy’de bir arsanın fiyatı ne kadarsa havalimanının etrafındaki arsanın da odur’ diyor ve ekliyor: “Yıllarını burada geçiren insanların yerine İzmir, Adana, Mersin’den gelen yandaşlar faydalanıyor. Adam İzmir’den gelip, havalimanına çalışıyorum deyip bir kuruş para vermeden istediği yeri zorla istimlak ediyor. Burası beş sene sonra İstanbul’un Yeşilköy’ü, Bakırköy’üdür. Hatta daha güzeli. Bu adam 10 kişiyi öldürtür yine bu arsayı bırakmaz. Bana verilse, ben de olsam bırakmam. Devletin eliyle verilen bir rant. Buranın tümü rant, başka da bir şeyde yok. Havalimanı hikâye. Burada havalimanı yapan Hollandalılar.”
40 BİN KAPLUMBAĞA
Hafriyat alanları, daha önce piknik yapılan, köylülerin hayvanlarını otlattığı, yüzlerce hayvanın da sulak alanıymış. Çırılçıplak alana çevrilmiş arazilerde, kesilen ağaçların kökleri dozerlerle kazınmış. Doğa savunucularına göre, ormanlık alanların yok edilmesiyle sadece 40 bin kaplumbağanın yuvası başka yere götürülmüş. C. bölgenin önceki halini ise şöyle hatırlıyor: “Bir kaç yıl önceye kadar da burada domuz sürüleri ve geyiklerle karşılaşırdım. Şuan üzerinde bulunduğumuz hafriyat döküm sahası ve kaynak fabrikasının yapıldığı yerde daha önce büyük bir gölet vardı. Belgrat’tan Karaca’lar oraya su içmeye gelirlerdi, tıpkı köylülerin hayvanlarını otlatması gibi. Bir de hayvancılık kalmadı diyorlar. Misal Akpınar köyü hayvancılıkla geçiniyordu.Ve burası Akpınar köyünün merasıyken, 3 yıl önceye kadar yüzlerce manda burada otlatılıp, suy içiyordu. Biz de köylüden organik temiz süt alıyorduk ama şimdi köye gitsen üç manda kalmamıştır. İki yıl önceye kadar da pazar günleri çalışmazdık çünkü insanlar buraya pikniğe geliyordu. Burası şenliğe dönüyordu. Ben de çocuklarımı kamyonla getirirdim, pikniğimizi yapardık. Daha önce bu gölette, çok güzel balıklar vardı ama artık öyle bir şey yok, masallarda bıraktılar. Balık yerine bataklık var. ‘Gel fabrikayı kur, arsa senindir’ dediler. İzmir’den adam getirdiler. Adam kaynak fabrikası kurunca, hazine malına konmuş oldu ve bu gölet onun oldu. Havalimanı bittiğinde bu adam burayı ya başka bir şekilde kullanacak ya da bir lojistik şirketine kiraya verir veya satar. Bu para da kaynakçı için yastık parası sadece. Buradaki rant hiçbir yerde yok. Sabahtan akşama kadar büyük bir alan içinde geziyoruz. Bir kargayla bile karşılaştık mı? Her yer toz duman, makine sesine hiçbir canlı burada durabilir mi ki?’
ACELE EDİN BASKISI
Yolda kamyonların plakası ilerlediğini görüyoruz. C. de bu konuya değiniyor: “Bu araçlar insana çarpar, öldürür ve gider. Bitti. Faili meçhul. Kim vurduya gitmiş olursun. Devlet istese bulur. Havalimanında çalışıyor diye cezada esneklik yapar. Bakanlık, 2019 seçimlerinden önce teslim edilsin diye ‘acele edeceksiniz’ emrini veriyor. Dikkatini çekmiştir, tüm kamyonlar balık sırtı. Normal de benim kamyonumun yük hakkı, en fazla 42 tondur. Geçersen ceza uygulanması lazım ama şu an çalışan tüm kamyonlar, 80 ton civarında. Firmanın ismini vermeyeyim, bir keresinde gereğinden daha fazla yük yüklemediğim için beni kovdu. Adama, ‘farz edin ki kaza yaptım ve biri öldü ve bu yükü kantara çektiklerinde 22 yıl verirler, yatar mısınız?’ dedim. ‘O zaman çalışma’ karşılığını verdi.”
KÖYLÜLERİ KİMSE DUYMADI
Dördüncü hafriyatı boşalttıktan sonra akşam oluyor. Robot gibiyim. C. de aynı şeyi hissettiğini dile getiriyor. “Buraya ilk olarak 2007’de geldim. Makinelerden ve egzoz dumanından yağmur değil artık asit yağıyor. Havalimanının kulesini lale sembolünde yapıp, maketini dağıtıyorlar ama onun nasıl gözüktüğünü bir de gelip Akpınar, Çiftalan, Ağaçlı, Odayeri köylülerine sorsunlar. Örneğin Öz – Trans’a, taş çeksin diye verilen arsada köylülerin hayvanları ne kadar zarar gördü? Onlar için önemli değil. Köylüler kaç sefer yürüyüş yaptı, yolu kapattı ama kimsenin kendilerini duymadığını anlayınca onlar da susmak zorunda kaldı. Evet bir tarafta çocuklarımıza bakalım derken diğer tarafta çocuğumuzun geleceğiyle oynuyoruz. Şu an çocuğumun elektrik, su faturasını, kirasını veriyor ve okutuyor olabilirim ama temiz, sağlıklı bir geleceğini de peşin olarak yok edilmesine, elinden alınmasına aracı oluyorum. Belki memleketime giderim ama 10 sene sonra özellikle burada yetişecek olan neslin doğasını, suyunu, oksijenini kısaca hayatını çalıyorum” diyor.
KAYNAKhttps://www.turkishnews.com/tr/content/2018/02/14/ucuncu-havalimani-insaatinda-400-isci-oldu-torbayla-gomduler/

5 Şubat 2018 Pazartesi

Başta İNCİRLİK ve KÜRECİK olmak üzere "neden ve niçin" Türkiye'de ki bütün (NATO NAM ABD) ÜS'leri ABD Kullanımına kapatılmıyor? Akşener: ABD bu işin suçlusuysa, İncirlik ve Kürecik Üssü'nü kapatın.

Meral Akşener: ABD (AMERİKA) bu işin suçlusuysa, İncirlik ve Kürecik Üssü'nü derhal kapatın!... 
"Siyasetçilerin parayla askerlik yapmış çocukları Afrin'e gitmeli"
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta ABD’ye ‘Eyyy’ dediğini hatırlatan İyi Parti Lideri Meral Akşener, “Afrin’de Rus nüfuzu var. Amerika bu işin suçlusuysa Malatya’daki üssü, füze sistemini, İncirlik’i kapatın” dedi. Sözcü'den Zeynep Gürcanlı'ya konuşan Akşener'in açıklamalarından bir bölüm şöyle: Birr haftadır Afrin konuşuluyor. Ben gerçekten bu işin uzmanı 100'e yakın isimle konuştum. Suriye'yle ilgili esasında devletin bilgisi yok. Her şey tek kişinin inisiyatifinde yürüyor. Afrin, PYD-YPG'nin bulunduğu bir yer ama nüfuz olarak Rusya'ya ait. ABD 30 bin kişilik PYD-YPG'den oluşan bir ordu kuruyor. Amma velakin o Fırat'ın doğusunda… Şimdi yapılan konuşmalara bakıyorum; Afrin'de ağırlıklı olarak Rus nüfuzu var ama sayın Erdoğan ABD'ye bağırıyor “Eyyy” diye… Amerika bu işin suçlusuysa “Malatya'daki üssü, füze sistemini, İncirlik'i kapatıyorum kardeşim” deyin. İkincisi Rusya'yla ne konuştun Afrin konusunda? Devlet dediğim o ciddi alan Afrin'le ilgili bir ciddi karar vermişse, bir Türk vatandaşı olarak elbette devletimin yanındayız ama oraya gidip şehit düşme ihtimali olanlar ana kuzuları. Sarayda sen oturacaksın, gemicik filolarını senin çocukların yapacak, bir baltaya sap olamamış bakan çocuklarının evinden para sayma makineleri çıkacak. Sonuç itibarıyla herkes için söylüyorum, İYİ Parti de dahil CHP, MHP, AKP, adı önde olan bütün siyasetçilerin parayla askerlik yapmış çocukları Afrin'e gitmeli. O zaman anlayalım ki bu bir milli meseledir.
TÜRKİYE ÜSLERİNİ ABD KULLANIMINA KAPATMALI
Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı, IQNA’ya verdiği röportajda “Türkiye; öncelikle üslerini ABD kullanımına kapatmalı, ABD askeri varlığını sonlandırmalı ve NATO’dan çıkmak dahil can alıcı tedbirleri öncelikle uygulamalıdır” dedi.
Hem iktidar hem muhalefetin sert tepki gösterdiği NATO’nun Kasım ayında gerçekleştirdiği tatbikatında yaşanan skandal Türkiye-NATO ilişkilerinin yeniden sorgulanmasına da yol açtı. MHP lideri Devlet Bahçeli "NATO yokken biz vardık, şayet ve gerekirse biz bu yapının içinde olmazsak da dünyanın sonu değildir" derken; Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de "NATO bize bağımsızlık vermiyor, bağımsızlığımızı yok ediyor" diyerek, çözümün Türkiye'nin bu dayatmadan kurtulması olduğunu söylemişti.
Son gelişmeleri IQNA Haber Ajansı’na değerlendiren Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş, Türkiye’nin NATO’dan ayrılarak Batı Asya’da yeni ittifaklar kurması gerektiğini vurguladı. Tümgeneral Karataş, ABD, NATO’yu hep kendi çıkarları için kullandığını belirterek, IQNA muhabirinin sorularını aşağıdaki şekilde yanıtladı:
1 – Günümüzde NATO’nun Türkiye dış politikasındaki yeri nedir? Türkiye’nin NATO’dan ayrılması ülkenizin lehine mi olur yoksa aleyhine sonuçlar mı doğurur?
Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB ( Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakarlıklarda bulunmuştur. Soğuk Savaş sonrası NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendilerine farklı görevler bulmaya başlamıştır. Bu fırsattan istifade ile ABD, NATO’yu hep kendi çıkarları için kullanmaya ve görevlendirmeye başlamıştır. Yani NATO ABD’nin oyuncağı hale gelmiştir. Irak ve Suriye’de açıkça görüldüğü gibi terör örgütü PKK/PYD’ye “benim kara ordum” diyen ve NATO’yu örtülü olarak ABD, yani NATO’nun lider ülkesi sözüm ona IŞİD’le mücadele altında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmekte ve terör örgütleri ile işbirliği yapmaktadırlar.
Şu anda NATO’ya üye 29 ülkenin 28’i IŞİD’le mücadele altında ABD’nin liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye’dedir. Açıkca NATO ortada yok ama 28 NATO üyesi ülke ile toplamda 60 üzeri ülke Suriye savaşına dahil olmaktadır. Türkiye’nin komşularıyla ilkişkilerini bozmak için çalışan NATO, ikiyüzlü politikları ile insanlık suçu işlemektedir. Türkiye’nin üyesi olduğu 1952 yılından günümüze kadar faydasının yanısıra zararı daha fazla olan NATO, görevini tamamlamış ve “Haydut” bir organizasyon halini almıştır. Artık NATO’dan ayrılmak ve başta komşu ülkeler İran, Irak, Suriye olmak üzere Batı Asyada yeni ittifaklar kurmak Türkiye’nin öncelikleri arasında olmalıdır.
2 – ABD’ye ait nükleer bombaların İncirlik Üssü’nde bulunduğu söyleniyor. Bu bombalar neden henüz Türkiye’den çıkarılmamıştır? Bazı analistler de ABD’nin Türkiye’ye konuşlandırdığı silahların daha çok İsrail’e hizmettiğine inanmakta. Sizce Türkiye ve bölgeye karşı bu gibi tehlilkeleri önlemek için Ankara nasıl bir dış politika yürütmelidir?
Türkiye’de NATO şemsiyesi adı altında İncirlik’te bulunan 50 adet ABD nükleer bombasına ilişkin bilgiler, Kürecik Radarı ile Diyarbakır Hava Üssünün Batısında bulunan ABD askeri varlığı konusu Ekim 2017 ayı içerisinde ayrıntıları ile tarafımdan açıklanmıştır.
Daha sonra 05 Kasım 2017 tarihinde Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğu Perinçek ve tarafımdan yapılan basın toplantısında bu hususlar ayrıntıları ile tekrar kamuoyu ile paylaşılmıştır. Tek başına haber dizisi olacak bu basın toplantısının Türkçe metini EK-A olarak ilişikte sunulmuştur.
3 – Terör örgütü FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in iadesi’nden kaçınan ABD’liler Suriye’de de Türkiye’nin muhalefetine rağmen PYD-YPG’yi kendi kara kuvvetleri olarak kullanmakta. Yani başka bir deyişle Türkiye ve ABD’nin menfaatleri birçok konuda örtüşmemektedir. Bu durumda ABD’nin hala Türkiye için güvenilir bir müttefik olduğunu söylemek mümkün mü? ABD’nin bu yaklaşımları karşısında Türkiye’nin ne yapması gerektiğini düşünüyorsunuz?
ABD artık Türkiye için tek başına ve NATO içerisinde kesinlikle ve kesinlikle güvenilir bir müttefik değildir. Burada uzun uzun bilinen nedenlerini anlatmadan sadece özetleyeceğim. ABD, Ortadoğuda hem Türkiye için, hem de komşuları için eskiden olduğu gibi şimdide potansiyel bir tehlikedir.
ABD, daha önce örtülü olarak terör örgütlerine verdiği desteğini artık açıkça yapmaktan kaçınmamaktadır. ABD, IŞİD terör örgütünü yaratmış Irak ve Suriye’de kullanmıştır. ABD, PKK ve PYD’yi yanına alarak eğitmiş, tonlarca karadan ve havadan silah yardımı yapmış, hava gücü ile desteklemiş ve desteklemeye devam etmektedir. ABD, Suriye’de kurduğu üslerle Ortadoğu’da kalıcı olmaya ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır. ABD artık Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve sonrasında Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünü hedef almış potansiyel bir tehdit unsurudur.
ABD’nin bu yaklaşımları konusunda Türkiye; öncelikle Türkiye’deki üsleri ABD kullanımına kapatmalı, ABD askeri varlığını sonlandırmalı ve NATO’dan çıkmak dahil can alıcı tedbirleri öncelikle uygulamalıdır.
4 – IKBY’nin sözde bağımsızlık referandumu konusunda İran, Türkiye ve Irak’ın işbirliği bölgedeki meselelerin dış güçlerin müdahalesi olmadan çözülebileceğini gösterdi. Sizce Batı Asya’daki olası krizleri engellemek için bölge ülkelerinin görevi nedir?
Bölge ülkeleri için en önemli görevler;
1-İç ve dış provakasyonlara karşı işbirliği yapmak,
2-Birbirlerinin hassas olduğu konulara daha olumlu yaklaşmak,
3-Etnik ve mezhepsel politikaları uygulamaktan kaçınmak, olmalıdır.
5 – Suriye konulu Soçi Zirvesi’nde İran, Türkiye ve Rusya arasında önemli mutabakatlara varıldı. Sizce gelecekte de Ankara-Şam ilişkilerinin normalleşmesi mümkün mü? Türkiye artık Suriye’ye yönelik nasıl bir politika izlemelidir? Türkiye ve Suriye’de yaşayan sade vatandaşlar arasında kesinlikle düşmanlık sözkonusu değildir. Kırgınlıklar olabilir ama düzeltilmeyecek hususlar değildir. Türk kamuoyu en kısa zamanda Suriye ile direkt temas kurulmasından yanadır. Bakın göreceksiniz Ankara-Şam ilişkileri 2-3 yıl içerisinde yavaş yavaş normale dönmeye başlayacaktır.
EK-A: 05 Kasım 2017 Basın Toplantısı: İncirlik’teki Nükleer Bombalar, Batı Asya ve Dünya’ya Tehdit; İncirlik’teki Nükleer Bombalar; Batı Asya ve Dünya’ya Tehdit
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve Genel Başkan Yardımcısı E. Tümgeneral Hava Pilot Beyazıt Karataş, Vatan Partisi İzmir İl Başkanlığı’nda ortak basın açıklaması düzenlediler. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in basın açıklaması:
Değerli basın mensuplarımız. Değerli İzmir öncüleri. Bu tarihi günlerde hepinizi sevgiyle, saygıyla ve güvenle ve Türkiyemizin geleceğine iyimserlikle, umutla bakarak selamlıyoruz.
Türkiye çetin günlerde, büyük başarılarla çetin günlere giriyoruz. FETÖ'yü temizledik, PKK'yı hendeklere gömdük. Batı Asya'da dostlarımızla buluştuk. İran ile Suriye ile Rusya ile beraberliğimiz sayesinde ABD ve İsrail'i İkinci İsrail girişimini bozguna uğrattık. Artık Batı Asya, Batı Asyalılarındır. Burada davetsiz olarak bulunan, Atlantik ötesinden gelen güçler, fazla zora sokmadan kendi ülkelerine dönmelidirler. Ama bu süreç çetin geçecek, öyle gözüküyor. Kesinlikle buradan şunu ilan ediyorum: Kandil beyaz bayrak çekecek. Türkiye, İran, Rusya birlikteliğine beyaz bayrak çekecek, Türkiye'ye beyaz bayrak çekecek. Türkiye'nin bütünlüğü içinde yer alması için herkese çağrıda bulunuyorum. ABD planlarına alet olma dönemi bitmiştir. ABD'den silah alarak, o silahı kardaşlarının üzerine çevirmek, Türkün, Kürdün, Arabın üzerine o silahı, o namluyu çevirme dönemi bitmiştir. İhanet dönemi bitmiştir. Onun için herkesi Batı Asya'nın birliği içinde yer almaya, Türkiye'nin vatan bütünlüğü, huzuru, barışı, üretim ekonomisini kurma mücadelesi içinde yer almaya davet ediyorum. Bu çetin sürecin tabi çeşitli tehlikeleri mevcuttur. Karşımızda, ABD gibi İsrail gibi dünyanın ağalığı iddiası olan güçler bulunmaktadır. Bu çetin koşullardan belki de en önemlisi Türkiye topraklarının altında, Türkiye'de ABD'nin nükleer silahlarının bulunmasıdır. Bu konudaki kesin bilgileri, sayın komutanımız, Genel Başkan Yardımcımız, Partimizin Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Hava Kuvvetleri'nin seçkin generallerinden, Emekli Tümgeneral, Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş komutanımız açıkladı, Türkiye'ye, kamuoyuna, dünya kamuoyuna. Büyük ilgi gördü. Komutanımız sayın Beyazıt Karataş'ın Genel Başkan Yardımcımızın açıklamaları Batı Asya'da ve dünyada yankılandı. İran'da, Mısır'da Suriye, Irak ve Rusya'da komutanımızın açıklamaları basında geniş bir şekilde yer buldu. Şimdi bu çetin koşullara girerken, engin bilgisiyle sayın komutanımızın Türkiye, Batı Asya ve dünya kamuoyuna nükleer silahlar konusundaki açıklamasını İzmir'den dinleyeceğiz.
Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı E. Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş’ın yaptığı basın açıklaması: Bu basın toplantısında; Öncelikle 1951 yılından günümüze kadar Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli bir yer tutan, 1954 yılında yapılan ilk anlaşmadan, 1969 yılında imzalanan gizli anlaşmaya, 1974 Kıbrıs Barış Harekatından sonra ABD tarafından Türkiye’ye uygulanan ambargo nedeniyle 1975 yılında ABD kullanımındaki üslerinin kapatılmasına, 1980 yılında imzalanan Savunma Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) ile kullanımına devam edilen Türkiye ve Amerika tarafından müşterek kullanılan İncirlik Hava Üssü ile ilgili bilinen bilinmeyen bazı önemli konuların yanısıra, özellikle Türk Kamuoyunun yakından ilgileneceği “İncirlik’te Nükleer Tehlike” boyutundan bahsedip, Üs’de bulunan nükleer bombalara ilişkin güncel bilgiler vereceğim. Ayrıca, konunun bir bütün olarak ele alınması ve daha iyi anlaşılması için yine büyük ilgi uyandıracak “Türkiye’deki NATO ve ABD Varlığına” ait son durumu sizlere aktaracağım.
İNCİRLİK’TE NÜKLEER TEHLİKE
2009 yılında NATO’da yapılan görüşmeler sonrası nükleer caydırıcılık bahane edilerek NATO’nun bazı ülkelerinde bulunan ve eski nesil olduğu ifade edilen uçaklardan atılabilen “B61-3/4” nükleer bombaların, yeni nesil olduğu belirtilen yine uçaklardan atılabilen “B61-12” tahrip gücü çok yüksek olan termonükleer bombalarla değiştirilmesi Avrupa ve Türkiye’de konuşlandırılması kabul edilmiştir. Açık kaynaklardan elde edilen bilgilere göre; Bu plan doğrultusunda yeni nesil uçaklardan atılabilen “180 adet B61-12” termonükleer bomba 70 adet İtalya, 50 adet Türkiye, 20 adet Almanya, 20 adet Belçika ve 20 adet Hollanda olmak üzere “5 NATO” üyesine yerleştirilmiştir. Ayrıca ABD’nin 8-12 milyar dolarlık bir bütçeyle 400-500 adet nükleer bombayı uçak gemilerine ve denizaltılara yerleştirileceği ifade edilmiştir.
2015 yılında Alman televizyon kanalı ZDF’ye konuşan ve Pentagon belgelerine dayanarak verdiği bilgilerde Amerikan Bilimler Konfederasyonu üyesi nükleer fizikçi Hans Kristensen, ABD unsurlarının bulunduğu Türkiye’deki İncirlik Üssünde nükleer modernizasyon kapsamında yeni nesil nükleer bombaların yerleştirileceği “21 Sığınağın" bulunduğu “Nato Sahasının” güçlendirildiğini ifade etmiştir. Yine açık kaynaklardan elde edilen bilgiler ve uydu görüntülerinden; Nükleer bombaların Türkiye dahil Avrupa’da yerleştirilmesi düşünülen hava üslerine ilişkin gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması için alt yapı inşaatlarına 2015 yılının ilk yarısında başlandığı, 2015 yılı sonlarında tamamlandığı, ABD’nde devam eden uçuş test atışları biten bombaların 2017 yılı başından itibaren Türkiye’de İncirlik Üssüne yerleştirilmeye başlandığı anlaşılmaktadır.
Yerleştirildikleri üslerde bulunan nükleer bombaların ABD ve bazı ev sahibi ülke uçakları tarafından atılması hedeflenmiştir. Türkiye’de İncirlik’te bulunan nükleer bombaların ise ABD F-15 ve F-16 uçakları tarafından atılması planlanmıştır. Türkiye’nin kendi F-16 uçakları ile nükleer bomba atılması önerisinin kabul edilmediği anlaşılmaktadır Alman ZDF kanalına konuşan Hans Kristensen, kısa bir zaman içinde Avrupa ve Türkiye’de konumlandırılacak nükleer bombaların modernize edilen bombalar olmadığını, çok işlevli yeni bir nükleer silah olduğuna vurgu yapmıştır. Kristensen, B61-12 nükleer bombaların “Hiroşima’ya atılan atom bombasının asgari dört katı gücünde ortalama 50 kiloton” yıkıcı bir güce sahip olduğu, bu bombaların birden çok bomba işlevi gördüğü, yer altı ve üssündeki hedefleri yok etme gücüne sahip olduğunu vurgulamıştır.
TÜRKİYE NÜKLEER HEDEFTİR
2009 yılında NATO’da alınan bir kararla daha önce yine topraklarımızda İncirlik’te konuşlandırılan nükleer bombaların yeni nesil nükleer bombalarla değiştirilmesini ABD’nin baskısı ile kabul eden Türkiye, anlaşıldığı ve görüldüğü gibi bu kararı ile nükleer savaşta ülkemizi nükleer tehdit altına diğer bir deyişle “nükleer hedef”konumuna getirmiştir.
İNCİRLİK ÜSSÜ MERKEZLİ ÖNEMLİ TARİHİ OLAYLAR
1951 yılında inşaatına başlanan ve 1954’de tamamlanan üs, ABD’nin dünya çapında “Ana Harekât Üssü statüsü”verdiği az sayıda üsten biridir ve bin millik (1800 Km.) harekât yarıçapıyla Amerikan Hava Kuvvetleri’nin Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Ege ile birlikte asıl Basra ve Hazar petrol bölgelerini kapsayan bölgede kontrolü sağlamasına önemli katkı sağlamaktadır. 1958 yılında Almanya’dan gelen Amerikan deniz piyadelerinin “Türk hükümetinin iznini” bile beklemeye gerek duymadan İncirlik üssünden Ürdün’e gitmelerine sahne olmuştur. 1958 yılında ABD’nin Lübnan müdahalesinde etkin bir şekilde kullanılmıştır.
01 Mayıs 1960 tarihinde Amerikan Pilotu Gary Powers yönetimindeki bir Amerikan U–2 uçağı Sovyetler Birliği toprakları üzerinde casusluk uçuşu yapmak üzere İncirlik üssünden havalanmış ve uçak Sovyetler tarafından düşürülmüştür. Türkiye bu önemli olayı “uçak düşürüldükten üç gün sonra” yine Sovyet makamlarının açıklamalarıyla öğrenmiştir. 1978 yılında, İsrail’in Filistin Tel-Zaatar kampını bombalaması olayında ABD İncirlik Üssünden lojistik destek vermiştir. 1986 yılında Libya’nın bombalaması sırasında ABD, İncirlik Üssüne intikal eden F–111 uçaklarını da kullanmıştır.
1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşından 2003 yılındaki Irak’ın işgaline kadar olan 12 yıl boyunca İncirlik Üssü “Kuzeyden Keşif Harekatı/Çekiç Güç” için yoğun bir şekilde kullanılmıştır.
ABD’nin 11 Eylül olaylarını bahane ederek gerçekleştirdiği Afganistan işgalinde “ele geçirdiği El–Kaide elemanlarının” CIA ajanları tarafından seyyar sorgu merkezi olarak İncirlik Üssünü kullandığı bilinmektedir. IŞİD’le mücadele kapsamında 2013 yılından itibaren PKK/PYD/YPG/YPJ terör örgütlerine İncirlik’ten destek vererek “Türkiye’nin güvenliğini” göz göre ihlal etmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihinde “Amerikan-CIA destekli FETÖ/PDY Darbe Girişimi” sırasında 10’ncu Tanker Üs Komutanlığı-İncirlik Üssünde konuşlu tanker uçakları ile darbeci F-16 uçaklarına havada yakıt ikmali yapılarak uçakların inmeden saatlerce uçması sağlanmıştır.
TERÖR YUVASI İNCİRLİK, KÜRECİK FÜZE SAVUNMA RADARI İLE DİYARBAKIR HAVA ÜSSÜ ABD KULLANIMINA KAPATILMALIDIR
PKK/PYD/YPG/YPJ’ye FETÖ/PDY’ye yani terör örgütlerine açık destek veren ABD, 15 Temmuz darbe girişimini yapan FETÖ/PDY terör örgütünün elebaşına 1999 yılından itibaren ev sahipliği yapmakta ve çok açık bir şekilde 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındadır. Sonuç olarak;
Nükleer silahlarını baskıyla Türkiye’ye yerleştirerek “Türkiye’yi nükleer hedef” haline getiren, “terör örgütlerine destek” veren ve bunlar için İncirlik Üssünü kullanan, bugüne kadar kendisine anlaşmalarla sağlanan hakları ihlal ederek burayı bir “terör yuvası” haline getiren “ABD’ye İncirlik Üssünün kapatılması” (Fotoğraf-1,2,3,4),
2011 yılı sonu 2012 yılı başından itibaren NATO maskesiyle Malatya/Kürecik’e konuşlandırılan “füze savunma radarının kapatılması” (Fotoğraf-5),
01 Ekim 2015 tarihinden itibaren sözde Arama-Kurtarma maksadıyla Diyarbakır Hava Üssünde bulunan 3 Silahlı Helikopter, 2 Silahlı Ulaştırma Uçağı ile 500-1000 ABD askerinin kaçak olarak adlandırdığımız “Diyarbakır Hava Üssünü kullanmasına son verilmesidir” (Fotoğraf- 6,7).
Fotoğraf-1
Fotoğraf-2
Fotoğraf-3
Fotoğraf-4
Fotoğraf-5
Fotoğraf-6
Fotoğraf-7
TÜRKİYE’DEKİ NATO VE ABD VARLIĞI
1. Müttefik Kara Komutanlığı-İzmir (NATO-ABD)
2. Çabuk İntikal Kolordusu (3.Kolordu Komutanlığı)-İstanbul (NATO-ABD)
3. Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi-Ankara (NATO)
4. Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi-Ankara (NATO)
5. ABD Savunma İşbirliği Ofisi (ODC-Turkey)-Ankara (ABD)
6. NATO AWACS arafından kullanılan Konya Hava Üssü-Konya (NATO)
7. ABD tarafından da kullanılan Mersin Limanı (ABD)
8. 39.Hava Üs Komutanlığı (39.Air Base Wing)-İncirlik (ABD)
9. İspanya PATRIOT Hava Savunma Bataryası-İncirlik (NATO)
10. İtalyan ASTER-30 Hava Savunma Bataryası-Kahramanmaraş (NATO)
11. Füze Savunma Radarı-Kürecik (NATO-ABD)
12. Yedek Uçuş Meydanı (Emercensi)-Erhaç/Malatya (ABD)
13. Füze Savunma Radarı Komuta Merkezi-Diyarbakır (NATO-ABD)
14. ABD Arama-Kurtarma (MAK) Birliği-Diyarbakır (ABD)
15. Yedek Uçuş Meydanı (Emercensi)-Batman (ABD) & Muhabir: Morteza Karimi

31 Ocak 2018 Çarşamba

HÜKÜMETE SORULUR: Palikarya bakanı "Türkiye Cumhuriyeti Kara Sularını İhlâl Ederek" KARDAK Kayalıklarına yaklaşıp çelenk atmak istediği halde!.. "NEDEN VE NİÇİN" Gemisi müsadere edilip, Bakan ve maiyeti tutuklanarak AYVALIK ve/veya DİDİM Mahkemelerine çıkartılmadı?...

Son dakika: 
PALİKARYA (YUNANLILAR)
KÜSTAHLIK VE TAHRİKTEN VAZGEÇMİYOR!.. Ortaya çıktı...
Bir yanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’deki terör gruplarına yönelik Zeytin Dalı operasyonu devam ederken; Diğer taraftan, ezel-ebed Türk ve Türkiye düşmanı palikarya  Yunanistan’ın Ege’deki provokasyoları da bitmek bilmiyor.
Bu kez de bir Yunan karakol gemisinin Bizans bayrağı takarak İzmir Karaburun yakınlarına geldiği ve burada Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait gemileri, alçakça ve küstahça taciz etmeye yeltendiği; Türkiye Cumhuriyeti karasularında olmasına rağmen, lâyık oldukları biçimde mukabele edilmediği; Gemiye el konulmadığı ve personelinin tutuklanmadığı ortaya çıktı.
BİZANS BAYRAĞIYLA GELDİLER
Yunan Savunma Bakanı önceki gün Kardak kayalıklarına çelenk bırakmaya çalışmış ancak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik unsurlarının baskısıyla bunu gerçekleştiremeden bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştı. Ege’de gerginliği tırmandırmaya yönelik benzer bir girişimin de İzmir Karaburun açıklarına yaşandığı ortaya çıktı. Machitis isimli Yunan karakol gemisi Bizans bayrağı takarak Karaburun açıklarına geldi. Burada eğitim faaliyeti yürüten Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı gemilere yakın geçiş yaparak programını bozma girişiminde bulunan geminin provkasyon ve tahrik girişimi Türk Deniz Kuvvetleri gemilerinin soğukkanlı ve caydırıcı mukabelesiyle boşa çıktı.

26 Ocak 2018 Cuma

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; "BANTLARI YAYINLAYIN AMERİKALILARI MAHÇUP EDİN"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; "BANTLARI YAYINLAYIN AMERİKALILARI MAHÇUP EDİN"
Kılıçdaroğlu: Bantları yayınlayın (26.01.2018 Cuma)
ABD'den gelen çelişkili açıklamaları değerlendiren CHP lideri Kılıçdaroğlu, hükümete çağrıda bulunarak "bantları yayınlayın, ABD'yi mahcup edin" dedi.
İstanbul'da katıldığı bir toplantıda konuşan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin, "Bu mücadelenin yanındayız" açıklamasında bulundu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul'da "Yerel Yönetimler ve Adalet" konulu toplantıda konuştu.
Konuşmasına adaletin önemine vurgu yaparak başlayan Kılıçdaroğlu, "Eğer yöneten adaleti hakime değil de kendisine bırakmışsa, adaleti ben dağıtırım noktasına gelmişse adalet iflas etmiştir. Az önce söyledim adaleti dağıtan yargıçtır, onun eğitimini görmüştür. Suçluyu belirleyecek olan hakimdir; savcı değildir, avukat değildir. Ama günümüzün Türkiyesi'nde suçluyu belirleyen siyasi otorite. Bir kişi kalkıp diyor ki 'falan kişi suçludur, haindir'.
Savcılar harekete geçiyor, yargıç onun söylemlerini kararına geçiriyor ve karar çıkıyor. Ve biz diyoruz ki bu adalet var; bu ülkede adalet yok. Türkiye'nin en büyük ve en temel sorunu; bu ülkede adalet yok. Hangi partiden, görüşten, inançtan, kimlikten olursa olsun bütün vatandaşlarımızın üzerinde mutabık kaldığı konu; bu ülkede adalet yok. Biz bunun mücadelesini veriyoruz, adaletin mücadelesini veriyoruz.
Adaleti kendim için ve sizler için istemiyorum; 80 milyon için adalet istiyorum. Doğmamış çocuk için de adalet istiyoruz. Ana rahmindeki çocuk için de adalet istiyoruz. Bizim gibi düşünmeyenler için de adalet istiyoruz. Adaletin iflas ettiği bir ülkede bırakın demokrasiyi devlet yoktur. Devleti var eden adalettir ve liyakattir. Bunlar ayrı sözcükler olsalar dahi biri birini tamamlayan kavramlardır" dedi.
"BİR AİLE DEVLETİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR"
Kemal Kılıçdaroğlu, "Her yerde söyledim bir daha söylüyorum; devlet adaletle, bilgiyle, birikimle, liyakatle, danışmayla yönetilir. Devlet kinle, öfkeyle, bilgisizlikle, ön yargıyla yönetilmez. Eğer devletin bütün kurumlarını bir kişinin iki dudağından çıkacak söze teslim ediyorsanız, orada parti devleti de yoktur; şahıs devleti vardır. Bugün Türkiye'nin geldiği nokta parti devletini aşmış bir aile devletine, bir şahsi devlete dönüşmüştür" diye konuştu.
"BANTLARI YAYINLAYIN AMERİKALILARI MAHÇUP EDİN"
Kılıçdaroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Afrin'de operasyonlar yapılıyor. Yapılmalı mı? Evet. Hiçbir itirazımız yok. Kahraman ordumuza sonuna kadar güveniyoruz. Karda, kışta mücadele ediyorlar. Kimin için terörü önlemek ve bu ülkede herkesin huzur içinde yaşaması için. Bu mücadelenin yanındayız. Bu mücadelenin yanındayız; ama beyler bundan rahatsızlar. Bunu gayet iyi biliyorum. Biz ülkemizin selameti için ülkemizin güvenliği için biz önce biz demiyoruz. Biz önce Türkiye diyoruz. Bu ülke hepimiz için çok değerli ve önemli. Türkiye Cumhuriyeti sınırları pergelle, cetvelle çizilen bir ülke değildir. Her karışında bu ülkenin insanlarının kanı, acısı, gözyaşı vardır. Milli Kurtuluş Savaşı boşuna verilmemiştir. Demokrasiyi yüceltmek için verilmiştir. Bu ülkede eşit yurttaşlığı getirmek için verilmiştir. Bu ülkede birlikte kardeşçe yaşayalım diye verilmiştir. Bakıyorsunuz açıklamalar yapılıyor. Aralarında büyük farklılıklar var. Efendim neymiş 'Trumpla konuştuk'. Güzel, konuş. İtiraz var mı? Yok, hayır. Anlatacaksınız gerçekleri. Teröre karşı mücadele zorunludur, evet. Orası farklı açıklama yapıyor, burası farklı açıklama yapıyor. Ben de diyorum ki; eğer açıklamada farklılık varsa bantları yayınlayın kardeşim. Bantları yayınlayın Amerikalıları mahcup edin. 'Ey Trump sen yanlış söylüyorsun bak bantlar burada' deyin. Niye gizliyorsunuz bunu?"

20 Ocak 2018 Cumartesi

Son dakika... ABD'de resmen hükümet kapandı! Devlet tıkandı. Donald Trump zora düştü.

AMERİKA'DA ŞOK, HÜKÜMETTE PANİK!.. 
Karşılıklı anlaşma ve uzlaşma imkânı kalmadığı için; ABD'de resmen hükümet kapandı!
Uluslararası ajansların son dakika koduyla geçtiği habere göre, ABD'de kamusal hizmetler Cumhuriyetçiler ve Demokratların anlaşmazlığı nedeniyle askıya alındı. Beyaz Saray'dan yapılan ilk açıklamada, Demokratlara ateş püskürüldü.
ABD'de Donald Trump yönetimi istediğini alamadı, hükümet resmen kapandı. Cumhuriyetçiler ve Demokratların geçici bütçede anlaşmaya varamaması, krizin patlak vermesine yol açtı. CNN International, 2013 yılından bu yana ilk kez hükümetin kapandığını son dakika koduyla geçti.
Trump yönetimi dördüncü geçici bütçeyi süre dolmadan Senato'dan geçiremedi. Cumhuriyetçiler, bütçenin onaylanması için 60 oya ulaşmaya çalışıyordu. 51 Cumhuriyetçi, 47 Demokrat ve 2 bağımsız üyesi olan Senato’da iki Cumhuriyetçi tasarıya destek vermeyeceğini daha önce ilan etmişti. Bütçe krizi, bugünden itibaren milyonlarca kamu çalışanının ücret almadan çalışmasına ya da zorunlu izne çıkarılmasına yol açacak.
Göçmen kavgası
Demokratların geçici bütçeye şiddetle karşı çıkmasında, ülkeye çocuk yaşta aileleri tarafından kaçak olarak getirilen 800 bin civarında genç göçmeni koruyan DACA programı öne çıkıyor. Başkan Donald Trump, söz konusu programı geçen yıl sonlandırdı ve genç göçmenler eğer bir adım atılmazsa 5 Mart'tan itibaren sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya.
Beyaz Saray ateş püskürdü
Hükümetin kapanmasının ardından Beyaz Saray'dan ilk açıklama geldi. Basın Sözcüsü Sarah Sanders, yazılı açıklamasında Demokratları suçlayarak siyasetin ülke güvenliğine tercih edildiğini savundu. Sanders, "Demokratlar meşru vatandaşlarımızı pervasız talepleri için rehine olarak kullanırken, kaçak göçmenlerin statüsünü müzakere etmeyeceğiz" dedi. Federal hükümetin kapanmasıyla ortaya çıkan kriz, Pazartesi günü şiddetli şekilde hissedilecek.
Bir önceki 24 milyar dolara mal olmuştu
ABD'de bir önceki kriz 2013 yılında Obama döneminde yaşanmıştı. 16 gün süren krizde, yüz binlerce federal kamu çalışanı zorunlu izne çıkmıştı. Krizin ülke ekonomisine maliyeti ise, 24 milyar doları bulmuştu. Federal mali yılın 1 Ekim'de başlayıp 30 Eylül'de sona erdiği ABD'de her yıl yaşanan bütçe krizleri, hükümetin en son 2013'te olmak üzere toplam 12 kez kapanmasına yol açtı.
Trump’lı ABD dibe vurdu
Amerikan araştırma şirketi Gallup’un, her yıl yaptığı dünya çapındaki ankette ABD’nin liderlik rolüne destek rekor oranda düştü. Obama döneminde ABD’nin politikalarına verilen yüzde 48’lik dünya kamuoyu desteği Trump’ın 1 yıllık döneminde yüzde 30’a düştü. ABD dünya genelinde küresel liderliğine en çok destek verilen ülke koltuğunu da Almanya’ya kaptırdı.
GALLUP’un yaptığı Küresel Liderlik anketi
GALLUP’un yaptığı Küresel Liderlik anketinde ABD’nin, Donald Trump’ın başkanlığında ciddi ölçüde destek kaybettiği görüldü. Ankete göre ABD Başkanı Barack Obama döneminde Amerikan yönetiminin yaptıklarına dünya kamuoyunun verdiği onay yüzde 48’iken, Trump’la geçen 1 yılın sonunda yüzde 30’a indi. Bu, 2007’den beri yapılan küresel liderlik anketinde ABD yönetiminin aldığı en düşük onay yüzdesi oldu. ABD’nin eski başkanlarından George W. Bush, iktidarının son yılında yüzde 34’lük desteğe sahipti, Trump başkanlık koltuğundaki daha ilk yılından onun da altında kaldı.
Ankette tersinden sorulan soruda da dünya çapında Amerikan hükümetine duyulan antipatinin yükseldiği ve yüzde 43’e vardığı görüldü. Gallup’un yöneticisi Jon Clifton, anketin girişinde yazdığı makalede bu duruma dikkat çekti. Clifton, “Bu yıl trendlerimizde önemli bir değişim gözüktü” derken, Barack Obama’nın ABD Başkanı olmasının ardından dünya genelinde Amerikan yönetimine verilen onayın yüzde 15 yükseldiğini hatırlattı. Anketteki sonuçlar şöyle:
KÜRESEL LİDER ALMANYA
- Küresel lider olarak ABD’nin yerini Almanya aldı. Almanya’nın liderliği yüzde 41 oranında destek buldu. ABD, sadece birinciliği değil ikinciliği de kaptırdı. Çin, dış politikasıyla ABD’den daha çok destek alarak ankete katılanların yüzde 31’inin onayını aldı. ABD üçüncü sırada gelirken üç puan gerisinde yüzde 27 ile Rusya yer aldı.
-134 ülke üzerinden yapılan araştırmada 65 ülkede Amerikan hükümetine destek yüzde 10 ve üzerinde düşüş gösterdi. En büyük düşüşler ABD’nin yakın müttefikleri Batı Avrupa ülkelerinde, Avustralya’da ve Latin Amerika’da görüldü. Almanya’da yüzde 21, Fransa’da yüzde 28 ve İngiltere’de yüzde 26’lık düşüş oldu.
-Sadece 4 ülkede Amerikan liderliğine verilen onay yüzde 10 ve üzeri artış gösterdi. Bunlar İsrail, Belarus, Makedonya ve Liberya oldu. Rusya’da da Trump döneminde Obama’ya kıyasla ABD’nin liderlik rolüne onay yüzde 6 arttı.
TÜRKLER DE TRUMP’A OLUMSUZ
Türkiye’de ABD’nin rolü konusundaki görüş Trump döneminde çok büyük bir değişim göstermese de Obama dönemine kıyasla olumsuza kaydı. Türk katılımcıların yüzde 59’u ABD’nin çizgisini onaylamadıklarını ifade etti. Bu oran Obama döneminde de yüzde 57’ydi.
‘ÖNCE AMERİKA’ POLİTİKASINA TEPKİ
Araştırmada Trump’ın ‘America First’ (Önce Amerika) yaklaşımının başarısız mı yoksa başarılı mı olduğunu söylemek için çok erken olduğu ancak ABD’nin ortaklıklarının ve ittifaklarının potansiyel bir risk taşıdığı belirtildi.
- Anketteki değerlendirme bölümünde Trump’ın Amerikan çıkarlarını gözettiğini söyleyerek uluslararası anlaşmalara karşı aldığı olumsuz tavra dikkat çekildi. Trump’ın, Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’ndan, Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekilmesinin, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’ndan (NAFTA) ayrılma tehdidinde bulunmasının ve Meksika sınırına duvar örme planında masrafı Meksika’nın ödemesinde ısrar etmesinin tepki çektiği not düşüldü.
- Ankette İsraillilerin, Amerikan politikalarına verdiği destek yüzde 67 ile bir önceki yıla göre yüzde 16 oranında artış gösterdi. Anket, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasından önce yapılmış olsa da Trump’ın seçim kampanyasındaki Kudüs vaadinin ve İsrail ile kurduğu yakın ilişkilerin İsrail halkını olumlu etkilediği yargısına varıldı.
BAŞKAN ‘YALAN HABER ÖDÜLLERİ’Nİ AÇIKLADI
ABD Başkanı Donald Trump, Twitter hesabından ‘yalan haber ödüllerinin’ kazananlarını açıkladı. Cumhuriyetçi Parti’nin tarafından yayınlanan listenin başında, Trump’ın adeta savaş halinde olduğu ABD basınının önde gelen kurumları ve gazetecileri yer alıyor. Listenin başında New York Times gazetesinde köşe yazan ekonomist Paul Krugman bulunuyor. Trump’ın hedefindeki diğer haber kuruluşları arasında ise ABC, CNN, Time ve The Washington Post yer alıyor. Yayımlanan listenin açıklamasında, 2017 yılının ‘çarpık haber üretimiyle’ geçtiği belirtilirken çalışmalara göre medyada Trump ile ilgili çıkan haberlerin yüzde 90’ının olumsuz olduğu öne sürüldü. Washington Post’a göre Paul Krugman, Donald Trump’ın seçimleri kazandığı gün ‘ABD ekonomisinin bir daha asla toplanamayacağını’ yazmıştı. Krugman üç gün sonra ise yorumunu gözden geçirip “büyük bir bütçe açığıyla ekonominin kısa süreli bir güçlenme yaşayabileceğini” belirtmişti. (gazete ve ajans haberleri//20 Ocak 2018-18.20)

11 Ocak 2018 Perşembe

SON DAKİKA!.. "Türkiye sınırına sıfır noktada 3 bin 900 kilometrekarelik alanı işgal ederek terör adasına dönüştüren PKK’nın varlığını bitirme amaçlı harekât hazırlıkları sürüyor."

RUSYA VE İRAN İNİSİYATİFİ TÜRKİYE'YE BIRAKTI!
Türkiye sınırına sıfır noktada 3 bin 900 kilometrekarelik alanı işgal ederek terör adasına dönüştüren PKK’nın varlığını bitirme amaçlı harekât hazırlıkları sürüyor. [[AA]] 
Astana sürecinde İran ve Rusya’nın Afrin konusunda Türkiye’ye, ‘inisiyatif sizde’ dediği bilgisine ulaşıldı. Astana görüşmelerini takip eden ve Rus heyeti ile birebir görüşmeler yaptığını söyleyen Suriyeli uluslararası ilişkiler uzmanı Doktor Besil el-Hac Casim, 2017 Eylül ayının son haftasında yapılan 7. Astana toplantısında İran ve Rusya’nın bu kararını Türk heyetine ilettiğini anlattı. Afrin’e yapılması planlanan harekâtta yaşanan gecikmenin ABD kaynaklı olduğunu belirten Casim, şunları söyledi:
İNİSİYATİF ANKARA’DA
“Afrin ve İdlib konusunda Türkiye en az 3 ay kaybetti ve her geçen gün Türkiye’nin aleyhine işliyor. ABD şantajları ve engellemeleri sonucu TSK, Afrin’e müdahale konusunda oyalandı. Astana’da Rus yetkililer, PKK’ya ‘Tel Rıfat’tan başlayarak bölgeyi sahiplerine teslim edin’ dediklerini ancak örgütün devreye ABD’yi soktuğunu bana anlattı. Şu an Münbiç, Tel Abyad, Tel Rıfat ve Afrin konusunda Türkiye doğrudan ABD ile görüşüyor. Rusya ve İran inisiyatifi tamamen Ankara’ya bıraktı. Astana’da İran, Esed’i Afrin konusunda tepkisiz kalmaya ikna garantisi verdi. Ancak Esed ve PKK arasında birtakım gizli ve karanlık ittifaklar var. Rejimin son İdlib saldırıları Afrin konusunda dikkatleri dağıtmak ve Türkiye’yi zor duruma düşürmek içindir. Esed’e Türkiye’yi sıkıştırma amaçlı bu saldırılar konusunda bazı Körfez ülkeleri de aktif destek veriyor.”
GÜVENCE ALDILAR
Aralarında Afrin’in de bulunduğu ve PKK tarafından tek taraflı kanton ilan edilen 5 bölgede 19 Ocak tarihinde yapılacak seçimler, ABD direktifiyle iptal edildi. Kandil’den yönetilen terör örgütüne 35 bin kişilik ordu kurduran ABD, yakın zamanda ilan etmeye hazırlandığı ‘Birleşik Kuzey Suriye Federasyonu’na Afrin’i de dahil ederek Türkiye’nin askeri müdahalesine engel olmayı planlıyor. ABD’nin Afrin’i de korsan sınırlara dahil etme çabası terör örgütünün Afrin’deki sözde sorumlularından Ahmed Hedro tarafından da örgüt mensuplarına yönelik yaptığı konuşmada açıkça dile getirildi. Terör elebaşısı, Türkiye’nin muhtemel Afrin operasyonu konusunda ABD’den himaye sözü aldıklarını, herkesin rahat olması gerektiğini ve Afrin’i terk etmeyi düşünmediklerini belirtti. (Kaynak: Yeni Şafak)